Seçmenin "Kararsızlığı" Bir İlgisizlik Mi, Yoksa Sessiz Bir Arayış Mı?
Anket sonuçları ne zaman açıklansa gözler hemen aynı noktaya kilitleniyor: Kararsız seçmen oranı.
Genellikle bu kitle için "siyasete ilgisiz", "bilinçsiz" ya da "karar veremeyenler" gibi kolaya kaçan yorumlar yapılır. Oysa sahaya ve toplumun dip dalgasına biraz daha yakından baktığımızda bambaşka bir tablo görüyoruz. Kararsızlık, bir ilgisizlik durumu değil; aksine mevcut seçeneklerin toplumsal beklentileri karşılayamamasından doğan gayet rasyonel bir duruştur.
Bugün kararsız olarak tanımlanan milyonlarca insan; aslında ne ülkeden ümidini kesmiş durumda ne de sorunlara duyarsız. Onların reddettiği şey, kendilerine dayatılan "ya ondan olacaksın ya bundan" ikiliğidir. Birbirinin kopyası haline gelen polemik dili, içeriği boşaltılmış vaatler ve toplumu sürekli bir tarafa geçmeye zorlayan baskıcı üslup, insanları doğal olarak bir mesafe koymaya yöneltiyor.
Yani toplum kararsız kalmıyor; eski siyaset yapma biçimini reddedip yeni bir alan arıyor.
Bu durum özellikle dijital dünyaya doğan, veriyi sorgulayan ve şeffaflık bekleyen yeni nesil için çok daha net. 10 yıl öncesinin siyasi yöntemleriyle bugünün insanına ulaşamazsınız. Bir fikri tescilleyemeyen, dijital ayak izini kuramayan, şeffaf bir iletişim hattı sunamayan yapılar, "biz yeni nesiliz" dediğinde bu durum seçmende karşılık bulmuyor.
İşte bu yüzden kararsız seçmen kitlesini bir "boşluk" olarak değil, Türkiye’nin en birikimli, en sorgulayıcı ve en potansiyelli toplumsal aklı olarak görmek gerekiyor. Bu kitleyi bir partinin saflarına katmaya çalışmak yerine; onların fikrini, eleştirisini ve beklentisini merkeze alan kapsayıcı bir katılım modeli sunmalıyız.
Kutuplaştıran dilin ötesine geçip ortak paydaya odaklandığımızda göreceğiz ki; kararsızlık bir tıkanma değil, yeni ve sağlıklı bir siyasi anlayışın doğum sancısıdır.
Yorumlar